Terör ve DEP

805

Hizbullah örgütü PKK’ya karşı eylem yapmak istiyorsa, neden bir PKK’lıya değil de, DEP Milletvekiline saldırdı? PKK ile aynı veya benzer siyasi çizgileri savunsalar da, DEP milletvekilleri silahlı eylem yapmıyorlar ki… Üst düzey bir emniyet yetkilisinin cevabı:

Hizbullah Batman’ı kendi etkinlik alanı sayıyor ve rakip güç istemiyor. Bize ulaşan bilgilere göre, DEP milletvekilleri Batman’da Hizbullah’ın etkinliğini kırmak ve Hizbullah’ı destekleyenleri bundan vazgeçirerek kendi saflarına kazanmak için sık sık Batman’a gitme kararı almışlar. PKK’da bunu istiyor. Hizbullah da böyle bir cinayetle karşılık verdi. Hizbullah hem devlete hem PKK ve DEP’e meydan okumuş oldu.

Emniyet yetkilisi “ölüm emrini veren organizatörün yakalandığını ve katillerin belirlendiğini” tekrarlıyor. “Faili meçhul denilen bazı önemli cinayetler de aydınlanacak” diyor.

Türkiye’de Kürtlerin çok büyük bir kesimi PKK’ya kesinlikle karşıdır. Ben şahsen pek çok liberal Kürt aydınının PKK’ya nasıl öfkeyle karşı olduklarını kendi ağızlarından dinledim. Neden terörü eleştirmediklerini sorunca diyorlar ki:

Devletin hapishanesi var, en fazla tutukları PKK’nın hapishanesi yok, öldürür.

Silahsız insanları susturan PKK, Kürt kimliği üzerinde tam hakimiyet kurmak için rakip terör örgütü olarak Hizbullah’ı tasfiye etmek, hiç olmazsa pasifize etmek istiyor.

İster PKK’dan, ister Hizbullah’tan gelsin veya bunların dalaşmasından doğsun, terör, hem bütünüyle Türkiye’ye büyük zarar veriyor hem bölgeyi felakete sürüklüyor: Yakılan canlar, yıkılan yuvalar…

Devletin görevi, terör örgütleri arasında ayırım yapmadan, terörü durdurmak, kan akmasını önlemektir. Hizbullah’ın PKK’ya terör uygulaması, devletin lehine değil aleyhinedir. Çünkü her türlü terör bölgede kamu düzenini ve devlete güveni sarsıyor, vatandaşlarımızı şu veya bu terör örgütüne “teslim” olmaya zorluyor.

Başbakan Çiller’le yaptığımız Güneydoğu gezisinde, insanlarımızın devleti rahatça eleştirirken, PKK ve Hizbullah hakkında konuşmaktan nasıl korktuklarını gördük.

Terörün her türüne karşı olmak, devletin de yurttaşların da görevidir. DEP’li Hatip Dicle Batman’da “Hizbullah tabanından olan esnafla” görüştüklerini ve “akan kanın durdurulmasını” istediklerini söylüyor. Çok güzel… Ama Dicle ve arkadaşları sadece Hizbullah terörüne, Hizbullah’ın PKK ile çatışmasına karşı çıkıyor, “kan akmasın” diyor. Halbuki PKK’nın kan akıtmasına da karşı çıkmak, en azından teröre siyasi destek vermemek lazımdır.

DEP Genel Başkanı Yaşar Kaya imzasıyla Haziran sonunda basına gönderilen mektupta, “toplumun en geniş kesimleri ile” diyalog kurmak istedikleri ve “özgürlük, ekonomik refah, eşitlik ve barış isteyen Kürt, Türk ve öteki kesimlerin” netice olarak, “Türkiye’nin çağdaş demokratik ve gerçek değişimci tek partisi” olacaklarını söylüyordu.

Türkiye’nin bayrağını reddederek, “Türkiye’nin partisi” olunabilir mi? Sadece PKK katliamları karşısında susarak, hatta teröre manevi destek vererek, “herkesle diyalog” kurulabilir mi?

Ve DEP’in kendisi kendi içinde serbest seçim ve özgür tartışmaya imkan veren demokratik nitelikli bir parti olabilir mi?

DEP, kışkırtıcı tavırlarıyla bütün köprüleri atmaktadır. DEP, bu partinin bir “diyalog” kanalı olabileceğinden ümitlenmiş olanların da bu ümidini boşa çıkarmıştır. DEP mutlaka bir özeleştiri yaparak terörü ve düşmanlığı kışkırtan bir parti görünümünden kurtulmalıdır.

Gelin, 60 milyon olarak her türlü teröre karşı çıkalım. O zaman her türlü çözüm için yollar açılır.

Milliyet Gazetesi, Taha Akyol, 08 Eylül 1993