Batman’da DEP milletvekilleri ve yöneticilerine karşı düzenlenen kontrgerilla katliamı ‘yeni’ bir dönemece işaret etmektedir. Veya Mehmet Sincar ile Metin Özdemir’in katledilmesi; TC egemenlik ikileminin topyekun özel savaşı kanunsuz ve dizginsiz kıldığının belirgin halkası olmaktadır.
Mehmet Sincar’ın katledilmesi olayı, ‘kontrgerilla cinayetlerine bir yenisi eklendi’ diyerek geçiştirilemez. Bu olayın çok basit ve yüzeysel kavranması olur.
DEP milletvekilleri, seçim yoluyla gelen, Kürdistan halkının meşru temsilcileridir. Oyun ‘kurallarına’ göre oynanmış ve Kürt halkı yüzde 70 gibi büyük çoğunlukla DEP milletvekillerini yasal temsilcisi olarak seçmiştir. Bu gerçek, ulusal ve uluslararası alanda bu biçimiyle yerleşmiş ve kabul görmüştü.
Kontra cinayetleri, özellikle son iki yıldır yurtsever ve demokrat insanlara karşı bir devlet politikası olarak çeşitli biçimlerde yoğunca uygulanıyordu. Ama yurtsever ve demokrat milletvekillerinin hedeflenmesi kolay tercih edilecek bir yol değildi. Bu iki açıdan önemlidir.
Bir: Devlet, kendi kendini de hazırlamıştır. Topyekûn özel savaş, Kürdistan halkının topyekûn direnişi karşısında iflas etmiştir. Halkın temsilcisi Mehmet Sincar’ın kontrgerilla katliamına hedef olması bunun göstergesidir. Dolayısıyla bu olayı, bilen, ölüm döşeğine düşen TC egemenlik sisteminin çılgınlık krizi olarak görmek gerekiyor.
İki: Milletvekillerine kurşun sıkan bir devletin, Kürdistan’da hiçbir ideolojik, siyasi ve askeri meşruiyetinin kalmadığının itirafı anlamına geliyor. Siyasi olarak tükenişin de bir göstergesi oluyor.
Bugüne kadar ‘topyekûn’ özel savaş saldırılarında HEP’in ve bugün DEP’in payına düşen sindirme, korkutma, medya ve açılan idam dosyalarıyla kuşatmaya alma, çalışma alanlarını sınırlama, dıştalama ve komplo kurma olarak özetlenebilir. Görüldü ki bütün bunlar çare olmadı.
Sincar’ın katledilmesi yalnızca DEP’in işlevsiz kılınması ve susturulmasına yönelik bir eylem değildir. Siyasal ve toplumsal boyutları daha geniş ve derin olan bir olgudur. Kontrgerilla katliamlarından “yeni aşama”ya işaret etmektedir. Türk egemenlik sisteminin bilgisini; askeri yöntemler ve daha fazla kan akıtarak, uzatmaya çalışmak işlerliğini dışa vurmaktadır.
Mehmet Sincar’ın varlığı devlet için tehlike idi, “yokluğu” daha büyük tehlike olacaktır. Öyle olaylar vardır ki siyasal sonuçlarının altından kalkılamaz ve pahalıya ödetilir. Özel savaş rejimi, kontrgerilla cinayerleri, imha olanları ve uygulamalarıyla Kürdistan halkını susturmak istiyor. Sindirmeyi, boyun eğdirmeyi amaçlıyor. Mehmet Sincar’ın katledilmesi olayında da bu amaç güdülüyor. Ancak bu olayın kendisi, daha şimdiden devletin ayağına dolanmış ve onu vuran silaha dönüşmüştür.
Timsah gözyaşları dökmek ve olayı komplo teorileriyle açıklamanın hiçbir yararı yoktur. Katliamı kontrgerilla gerçekleştirmiştir. Kontrgerillacıların da devletin bünyesinde örgütlendiğini sağır sultan bile bilmektedir. Olay, küçük bir birimin sorumsuzluğu değildir. Hizbullah’a ait bir olay da değildir; zira böyle bir eylemin siyasi sorumluluğunu ve sonuçlarını bunlar kaldıramaz. Tamamen özel savaş kurmaylığının tepesinden gelen talimat ve onay ile katliam düzenlenmiştir. Bu olayın sorumluluğundan hiç kimse kaçamaz. Daha şimdiden devleti ve kontrgerillacıları vuran siyasi bir kampanyaya dönüştü. Ulusal ve uluslararası platformlarda kamuoyu vicdanında bir kez daha mahkum oldular. Teşhir ve tecritleri hızlandı. Mehmet Sincar ve kontrgerilla cinayetlerine hedef olan bütün yurtsever ve demokratlar Kürdistan’ın her yanına yayılan birer insan selidir. Şehitlerin üzerine oturduğu geniş ve özgür kitle tabanı, gerilla ve serhıldan dinamiği bulunmaktadır. Halkın topyekûn direnişi geniş ve yaygın özgürlük mevzilerini tahrip edecek ve ortalık güllük gülistanlık gösterilecek.
Fakat Kürdistan halkı eski halk değildir. Örgütsüz, dağınık ve savunmasız olduğu yıllarda yaşadığı bunca acının, gösterdiği teslimiyet ve boyun eğmenin “çözüm” ve “kurtuluş” olmadığını gördü. Kontrgerilla cinayetleri ve özel savaşın dizginsiz terörüne, oluşturmak istediği kan deryasına teslim olmanın yok olmayla bütün insanlık değerlerinden uzaklaşmayla eşdeğer olduğunu biliyor. Şimdiye değil kazandığı özgürlük, ulusal onur ve kimliği kaybedeceğinin farkında. Betonlaşma ve katı devlet baskısı altında yaşamının oldukça dayanılmaz olduğu geçmiş tecrübeleriyle sabit. Bunun için halk, her zamankinden daha fazla enerji, daha fazla direnç, daha fazla fedakarlık ve kararlılıkla UKM’yi geliştirmeye sarılıyor.
Kontrgerilla cinayetleri susmayı değil, mücadele etmeyi gerektirir. On yıldır çok yoğun olarak, özel savaş Kürdistan halkının ensesinde boza pişirmesine rağmen, bütün çabaları boşa çıkmıştır. Her kontrgerilla katliamında ve cinayetinde halkın eli devletin yakasındadır. Hedef bellidir. Hesap sorulacak yer açıktır. Halkın kararları savunma ve direnme birliklerini geliştirmekten, siyasi ve askeri ordulaşmayı yaygınlaştırmaktan başka yolu yoktur. Mücadeleyi sürekli kılmak esastır. Türk egemenlik sistemi, bütün gücünü ve her şeyini topyekûn özel savaşın hizmetine koyuyor. Savaşı tırmandırarak “çözüm”e gitmeyi deniyorsa; onun hesapları ve taktikleri, ancak topyekûn ulusal direnişle boşa çıkarılabilir. Özgürlük hareketi ve UKM özel savaş güçlerine yönelip darbeledikçe; fütursuz ve kontrolsüz davranışlar artmaktadır. Bu da sonun yaklaşmakta olduğunu gösteriyor. Özel savaşın son tırmandırılışı; yoğun bakıma alınan bir hastanın nöbet krizleri geçirmesine benziyor. Askeri çözümde ısrar; saldırganlık ve çılgınlık denemeleridir. Bu denemelerle son çare olarak Kürdistan halkını sindirmeyi ve dizginlemeyi hedefliyorlar. Böylece son şanslarını kullanıyorlar; umutsuz, çaresiz ve tükenmiş olarak.
Halk tarafından sevilen kişilerin vurulması o devletin ve rejimlerin miladı da olabilmektedir. Nikaragua’da sevilen bir papazın vurulması kitle gösterilerine yol açmış ve ayaklanma koşullarını hızlandırmıştır. Benzeri olay El Salvador’da önemli gelişmelere zemin teşkil etmişti. TC egemenlik sisteminin DEP milletvekillerine yönelmesi ve Mehmet Sincar’ın katledilmesinin kitleler açısından böyle bir yönü bulunmaktadır. Küçümsenmeyecek bu olayı, devletin ve özel savaşın gediklerini derinleştirmede dönüştürücü olarak kullanmak, kitle ve mücadeleye atılım kazandırmak kaçınılmazdır. Özgürlük hareketi ve Kürdistan halkı bu işin peşindedir. Ve bırakmayacaktır.
Mehmet Sincar’ın deyişiyle devlete şöyle sesleniyoruz, “Ya kontrgerilla cinayetlerinin katilini bul, ya da katil sensin!”
Özgür Gündem Gazetesi, Ali Cizreli, 11 Eylül 1993









