Ankara Kürde Yasak

1365

Kentin girişleri tutulmuştu. Dün Ankara’ya gitmek yasaktı. Ama herkese değil; kimliğin “doğum yeri” bölümünde Diyarbakır, Batman, Cizre, Nusaybin yazanların DEP Genel Merkezi’nin bulunduğu Necatibey Caddesi’ne gitmek yasaktı dün. Ankara’nın en işlek caddesinin giriş ve çıkışı, Necatibey’e açılan tüm sokaklar üç kat polis kordonuyla kapatılmıştı. Polis kimlik kontrolü yapıyordu. Ancak uzatılan kimliğin üzerindeki ada ya da fotoğrafa bakmıyordu güvenlik görevlileri. Baktıkları tek yer “doğum yeri”ydi.

Eğer bu bölümde Diyarbakır, Batman, Şırnak gibi “malum bölge”den bir yerleşim biriminin adı yazıyorsa alınabilecek en iyi yanıt “geçmek yasak”tı.

Doğum yerine bakılıp yasaklamadan daha sert olumsuz yanıtlar da alınabilirdi; dayak yeme ya da gözaltına alınma gibi.

Ankara’da yaşanan bu görünüme bakıp “Sonunda devlet Kürt kimliğini tanıdı” denilebilirdi.

Ama bu tanımanın avantajı değil, dezavantajı vardı dün Ankara’da.

Dün Ankara’ya Kürt kökenli yurttaşların girmesi yasaklanmıştı neredeyse.

Bir yolunu bulup kente girebilen ya da Ankara’da yaşayan Kürt kökenlilerin ise Necatibey Caddesi’nin çevresinden geçmesi bile yasaktı.

Hatta o caddede dükkanı bulunan “malum bölge” doğumlular işyerlerine gitmekte güçlük çektiler.

DEP Genel Başkanı Yaşar Kaya, dün sabah parti genel merkezine gitmek üzere Necatibey Caddesi’nin girişine geldiğinde çevirdi polisler:

“Kimliğini göster!”

Kaya gösterdi kimliğini. Polis “doğum yeri”ne bakıp kararını verdi: “Yasak… Geçemezsiniz!”

Kaya itiraz etti:

“Cenazemiz var. Partiye gitmem gerek. Ben DEP Genel Başkanıyım.”

Polis sordu:

“Nerden belli?”

Kaya güçlükle gidebildi başkanı olduğu partinin genel merkezine.

Ama gidemeyenler de vardı.

Diyarbakır Bölge Barosu Başkanı Fethi Gümüş, “malum bölge”den olduğu için dün Necatibey Caddesi’ndeki DEP Genel Merkezi’ne ulaşamayanlar arasındaydı.

GAP Belediyeler Birliği Genel Sekreteri Ahmet Özer, bulduğu telefondan DEP Genel Merkezi’ni arıyordu:

“Polis kordonundan geçemedim. Başımız sağolsun.”

Türkiye’nin başkentindeki bu görünüm dün sabahtan başlayarak, saat 14.00’e kadar yaşandı.

Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Çiller, Hükümet Sözcüsü Aktuna DEP’lilere güvence veriyordu:

“Cenaze törenini rahatça yapabilirsiniz.”

Ancak Ankara Valiliği’nin ve güvenlik güçlerinin tutumu, hükümetle aynı koşutlukta değildi:

“Bir polis aracıyla cenazeyi hastaneden partiye getiririz. Üzüntü belirten birkaç cümle söylersiniz. Sonra bir polis aracı cenazeyi camiye götürür. Cenaze korteji falan olmaz.”

Önceki gece yapılan bu görüşmeye DEP’liler karşı çıkmaya hazırlanırken bir de baktılar ki değil kortej, cenaze namazına katılacak cemaat bile sokulmuyor Ankara’ya.

Bu koşullarda da DEP’liler öldürülen milletvekillerinin cenazesini hastaneden almamakta direniyorlar, polis de “Almazsanız biz Diyarbakır’a götürür, Kızıltepe’de gömeriz” diyorlardı.

Yaratılan gerginliğin sonucu, milletvekilinin cenazesi neredeyse ortada kalmıştı.

“Doğum yerine” bakılarak yapılan ayırımcılık Doğu’da, Güneydoğu’da zaten yaşanıyordu. Eğer, İstanbul, Ankara, İzmir gibi Türkiye’nin batısındansanız, her aramayı sorun çıkmadan aşabilirdiniz. Ancak o bölgenin insanıysanız aracınız, çantanız daha çok aranır ve daha çok soru sorulur; “Nereye gidiyorsun, niçin gidiyorsun, ne zaman döneceksin” gibisinden.

Ancak bu ayrımcılık dün Türkiye’nin başkentine girişte, Ankara’nın göbeğinde yaşandı.

Bir DEP’li yakınıyordu:

“Bu polisler gelip bölgede görev yapıyorlar. Bu sırada eşleri doğum yaparsa çocuklarının “doğum yeri” olarak, mecburen ya Şırnak ya Batman ya da Diyarbakır yazılacak. Bundan 20 yıl sonra o polislerin çocukları da mı giremeyecek Ankara’ya, Necatibey Caddesi’ne?”

Dün başkentte bugüne dek rastlanmayan bir ayrımcılık yaşandı.

DYP-SHP koalisyonunu kurar kurmaz İnönü ile birlikte Şırnak’a giden Demirel, “Kürt realitesini tanıyoruz” demişti.

Bugüne dek bu “realite”nin nasıl tanındığı pek anlaşılamamıştı. Dün Ankara’da güvenlik güçleri bu yolda somut bir adım attılar ve “Kürt kimliğini tanıdılar!” Dirisi korunamayan milletvekilinin ölüsü böylece “bölücülere” karşı korundu dün Ankara’da.

Cumhuriyet Gazetesi, Celal Başlangıç, 09 Eylül 1993