Hizbul – Kontra

1222

Alıştık artık! Böyle durumlarda hep aynı açıklama yapılır:

“Önemli ipuçları edindik. Elde tanık var. Sanıkların yakalanması an meselesi…”

Mardin Milletvekili Mehmet Sincar’ın DEP yöneticisi Metin Özdemir’le birlikte Batman’da öldürülmesine ilişkin soruşturmanın ilk sonuçları hakkında Bölge Valisi Ünal Erkan, şunları söylemiş:

“Örgüt Hizbullah… Elde önemli ipuçları var. Olayın failleri ve faillerin ait olduğu yasa dışı örgütlenmenin deşifre edilmesi ve yakalanmasına ilişkin çalışmalar devam ediyor. İşler iyi gidiyor.” İşler iyi gidiyor!

“Faili meçhul” cinayetlere nihayet bir milletvekili de kurban verildikten sonra Güneydoğu’da “işler nasıl iyi gidiyor” anlayabilmek mümkün değil.

Batman’da 200’e yakın cinayet işlenmiş. Çoğunun “faili meçhul.” Bir dizi karanlık olay halkı canından bezdirmiş. Cumhurbaşkanı Demirel itiraf ediyor. “Devlet’in Batman’da zorlukları var. Batman normal bir zeminde değil” diye… Ama DEP Milletvekili Sincar öldürüldükten sonra bile gerekli güvenlik güçleri hala karanlıkta örgütün “deşifresi” için çalıştığını açıklıyorlar. Çok geç değil mi?

TBMM’de oluşturulan “Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu”nun parlamento tatilde iken Batman, Diyarbakır ve Silvan’da yaptığı incelemeler sonunda hazırladığı bir rapor var. Rapor, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Meclis Başkanı’na da iletilmiş. Sadık Avundukluoğlu’nun imzasını taşıyan 8 Ağustos tarihli raporda “Hizbullah” adı verilen örgüte ilişkin kimi kuşkulara da yer verilmektedir. Daha doğrusu, yöre halkının “Hizbul – Kontra” adını verdiği “devlet içinde devlet” olan bir örgütün varlığı araştırılmakta ve şu sonuca varılmaktadır:

“Bölge’de yoğun olarak İran destekli olmayan İslami hareketçilere devletin destek verdiği iddiaları ileri sürülmekte ise de, görüşülen kişiler bu konuda somut deliller, bilgiler vermemişlerdir. Kendilerine neden dolayı bu eylemleri kontrgerillanın yaptığına inandıkları sorulduğunda, eylemlerin hep aynı şekilde işlenmesi ve bir merkezden hareket ediliyormuş gibi davranılışı ve maktullerin öldürülüş şekillerine göre devletin içerisindeki bir güç tarafından bu eylemlerin yapıldığı ileri sürülmüştür. Devletin içerisindeki herhangi bir grubun ve devlet destekli bir grubun eylemlerini tanımlamak için ortaya atılan Kontrgerilla örgütü ile ilgili iddialara dayanak teşkil eden herhangi bir somut delil ileri sürülmemiştir. Bu konuda komisyonumuzun çalışmaları ve araştırmaları devam etmektedir.”

İşte, ilk kez TBMM Araştırma Komisyonu tarafından, Hizbullahçılar diye bilinen “örgüt” elemanlarının sırtını “devlet”e dayamış ve “kontr-gerilla” faaliyeti olup olmadığı “araştırılmaya” değer bulunmaktadır. Eğer böyle bir iddiada gerçek payı varsa, o zaman DEP Milletvekili Mehmet Sincar’ı hedef alan son cinayetle planlanmış bir “imha” hareketi başlatılmış demektir. O zaman da, “kan davası”na dönüşmesi ihtimali güçlü bu tür eylemlerin sonu gelmeyecektir.

Olayların bu yönde gelişmesinin Güneydoğu sorununun çözümünü tümüyle çıkmaza sokması kaçınılmazdır. O nedenle, hükümetin, Bölge’deki yöneticilerin “işler iyi gidiyor” mesajlarına kulak asmayarak, kamuoyuna “inandırıcı” gelebilecek şekilde cinayetin üzerine gitmesi şarttır.

Kimileri için, tepkinin türü “Canım o kadar polis, asker, çoluk çocuk, genç insan öldü, bir de milletvekili gitse ne olur?” diye öfke dolu olsa da. Ankara’daki yöneticilerin “oyalayıcı” yaklaşımları bir yana bırakıp Başbakan’ın çok sevdiği “yaşam hakkı”nın herkes için güvencede olması gerekmektedir.

Çiller, Güneydoğu’ya giderek Bölge insanına çiçek attı ama, iki ay sonra yeşeren “kan çiçekleri”dir.

Ne yazık ki Meclis’in açıldığı hafta bir milletvekilinin “yaşama dokunulmazlığı” kaldırılmıştır.

Hükümetin göreve başladığı günlerde Sivas’ta 37 insanın katledildiği Madımak Oteli faciası yaşanmıştı. Meclis yeni yasama yılına girerken, bir milletvekili öldürüldü. Tansu Çiller, “yetki” kararnamesi çerçevesinde Genelkurmay Başkanı’nın görev süresini uzatırken, çok mutlu görünüyordu. İçişleri Bakanlığı ve Emniyet kadrolarında bir dizi operasyon yaptı. Son olarak, Tansu Hanım’ın, Özal döneminde hayli etkili olmuş eski bir “istihbaratçı”yı da Başbakanlık’taki yakın danışman kadrosuna kattığı bildiriliyor. Demek ki ağır kaldığı öne sürülen MİT Müsteşarı’nı gerektiğinde “by pass” edecek bir düzenleme söz konusu… Ancak, Çiller’in attığı adımlar, “güvenlik” sorununu, ülkenin bir numaralı gündem maddesi olmaktan çıkaramıyor. Tersine, sorun “can güvensizliğine” dönüşmüş durumda.

Özetle… İşler hiç iyi gitmiyor.

Milletvekilini bile öldürmeyi göze alabilecek “güç”teki karanlık odaklar deşifre edilmedikçe, ne Güneydoğu’da barıştan söz edilebilir, ne de ülkede birinci sınıf demokrasiden. Çiller hükümeti, milletvekilinin katillerini bulmak zorundadır.

Milliyet Gazetesi, Derya Sazak, 07 Eylül 1993