İki gündür Ankara’dayım. DEP milletvekilleriyle, Hüsamettin Cindoruk’la görüştüm. Yaralı DEP milletvekili Toğuç’u ziyaret ettim. DEP yöneticileriyle bakanların telefon konuşmalarına, Ankara Valiliği’nin uygulamalarına şahit oldum. DEP’liler Cumhurbaşkanı ve Başbakan’la diyaloglarını anlattılar.
Ankara’da olağanüstü bir gerilim gözleniyor. Hükümet tarafının ve DEP yönetiminin bir olay çıkmasını istemedikleri anlaşılıyor. Ama gelişmeler gerilimi tırmandırmaktan öteye bir türlü gitmiyor. Çeşitli partilerin yöneticileri ve milletvekilleri DEP’e başsağlığı ziyareti yapıyorlar. SHP Genel Başkan adaylarından Aydın Güven Gürkan hükümetle DEP arasında aracılık yapmaya ve çözüm üretmeye çabalıyor. Bu satırları yazdığım sırada cenaze töreninin akıbeti belli olmamıştı. Aydın Güven Gürkan sorunun çözümü için İçişleri Bakanı’yla konuştuğunu DEP Genel Başkanı Yaşar Kaya’ya aktardı ve kendisinin İçişleri Bakanı’na telefon etmesini rica etti. Kaya, İçişleri Bakanı’yla görüşmeye çalışıyordu.
Ahmet Türk, neden cenazeyi meclise götürmek istemediklerini anlattı ve ilginç bazı olayları aktardı. Sincar’ın öldürülmesinin ertesi gün cenazeyi Kızıltepe’de toprağa vermek üzere harekete geçmişler. Sincar’ın babasını helikopterle getirip defin izin almaya çalışmışlar. Türk, bunun üzerine şu soruyu soruyor: “Eğer Meclis’te devlet töreni yapmakta samimi idiyseler böyle bir gömme çabasına neden girdiler? Eğer bunu ailesi kabul etseydi Sincar’ın cenazesi Batman’dan alınıp hemen gömülmüş olacaktı. Ortada bir samimiyetsizlik seziyoruz.” DEP’liler üzgün ve sıkıntılılar. “Biz bu parlamentonun üyesiyiz. Meşruiyetini savunuyoruz. Parlamentoya cenazeyi götürmemiz, başka türlü yorumlanmasın. Gazeteci arkadaşların hassasiyet göstermelerini rica ediyoruz. Biz bu ülkenin bir parçasıyız. Gerilim tırmandırılmasın, bir basın mensubu olmaktan öte bu ülkenin sorumlu vatandaşları olarak davranmaları, hepimiz çıkarına. Yarın birçok şey için çok geç olabilir.”
Hükümet olay çıkmasın istiyor belki ama vilayetin ve emniyetin aynı şekilde davrandığını söylemek zor. Ankara’nın sokakları 5 bin polis tarafından sabahtan bu yana tutulmuştu. DEP Genel Merkezi’ne ulaşmak mümkün değildi. DEP’liler, Türkiye’nin dört bir yanından gelen yüzlerce otobüsün yolunun kesildiğini, üyelerinin gözaltına alındığını, polis saldırısı nedeniyle yaralandıklarını, bu koşullarda cenaze töreni yapmanın mümkün olmadığını söylüyordu. Hükümetin DEP yöneticilerine cenazeyi kaldırmaları için her türlü kolaylığı gösterecekleri sözü vermelerine rağmen, vali ve emniyet bu açıklamaya aykırı davranıyordu. Vali, cenazeyi gömülmek üzere uçakla göndereceği açıklamasını yapıyordu.
Hükümetin tutumuyla vilayet ve emniyetin tutumu arasındaki bu çelişki çözülememişti. Devletin ortak ve tek bir tutum göstermediği gözleniyordu. Bu da gerilimi tırmandırıyordu. Tıpkı Newroz’dakine benzer bir durum yaşanıyordu. O zaman da bu çelişki olayların büyümesine yol açmıştı. DEP’liler bu durumda, “Götürsün devlet gömsün, o zaman” diyorlar. Eğer son dakikada hükümet dediğini dinletebilirse bir çözüm bulunabilir. Şimdilik her şey bulanık. DEP’liler, diğer cenazelere tanınan kolaylıkların kendilerine gösterilmemesini ayrımcılık olarak kabul ediyorlar. İstiyorlar.
Gergin siyasi ortam içinde, en zor durumdaki insanlar DEP yöneticileri. Bir yanda, cinayet nedeniyle öfkeli bir kitlenin onları tutarlı olmaya ve direnmeye zorlayan baskısı, bir yanda hükümetin ve medyanın “bölücüler, hainler” baskısı. Yorgun ve sıkıntılılar. Yasal bir partinin ve parlamento üyeliğinin gereklerini yerine getirmeye çalışırken ikili bir basınç altında kalıyorlar. DEP’in parlamentodaki varlığı ikili bir tartışma konusu oluyor. Bir kesim “İstifa edip gitsinler, ne işleri var” diyor. Bir başka kesim ise “Bizi orada temsil edemiyorsunuz, Türk parlamentosu sizin yeriniz değil, terk edin orayı” diyor. Aklıselim içinde DEP’lileri böyle bir terke zorlamanın ne sonuçlar vereceği üzerinde ciddi ciddi düşünmek gerekiyor. Bu milletvekilleri bir bölgenin seçilmiş milletvekilleri, arkalarında bir kitle var. Üstelik de duyarlı bir kitle. İstifa etseler yerlerine eğilimde insanlar mı gelecek? Onlar daha etkili mi olacaklar ve daha yumuşak mı davranacaklar? Bunlar üzerinde düşünelim.
Türkiye kritik bir dönemeçten geçiyor. Her iki taraf da gündelik duygusallıklarını bir yana bırakmalı ve uzun vadeli düşünmeli. İşin tek çözümü var. Barış ve demokrasi. Bu ülke hepimizin ve bir başka Türkiye daha yok.
Cumhuriyet Gazetesi, Oral Çalışlar, 09 Eylül 1993









