Devletin Görevi

837

Katil ya da katiller yakalandı mı, yakalanmadı mı?

Bize kalırsa yakalanmadı…

Oysa dünkü gazetelerin başlıklarına baktığımızda katilin yakalandığını görüyorduk.

Salt Cumhuriyet’ye yoktu katilin ya da katillerin yakalandığına ilişkin haber…

Biz Cumhuriyet olarak haberi (!) atlamış mıydık?

Hayır.

Çünkü katil ya da katiller yakalanmamıştı…

Uğur Mumcu cinayetinin hemen ardından çok satışlı bir gazete şöyle yazmıştı:

“Katil yakalandı…!”

Devletin istihbarat örgütlerinin görevi nedir?

Bize kalırsa gizli terör örgütlerini araştırmak yerine saldırı sonucu yaralanan DEP milletvekili Nizamettin Toğuç’un ajandasını bulup bir gazeteye el altından vermek.

DEP milletvekillerinin PKK lideri Apo ile ilişkileri olduğunu bilmeyen yok. Onlar da bu ilişkiyi zaten saklamıyor. DEP’liler sık sık yaptıkları açıklamalarda, “Biz arabuluculuk yaparız” diyor. Ahmet Türk, Apo’nun düzenlediği basın toplantısına katılıyor, onunla birlik TV kameramanlarına poz veriyor.

Bu işin gizli saklısı yok artık…

Ortada kanlı bir cinayet var. Öldürülen kişi milletvekili.

Siz ona istediğiniz kadar kızın, düşüncelerini paylaşmayın, “ayrılıkçı” diye suçlayın, işlenen cinayeti devletin aydınlatması gerekir. Devlet onun için vardır.

Ancak kısır bir döngüde yaşıyor gibiyiz. Devlete göre, PKK bir terör örgütüdür. DEP’lilere göre ise PKK, Kürt halkının içinden çıkmış, onların özgürlüğünü silahlı mücadeleyle elde etmeye çalışan bir örgüttür.

Her iki taraf da biliyor ki Kürt sorunu silahlı mücadeleyle çözülemez. Sorunun çözümü siyasaldır…

Bu iş kan davasına dönüşmüştür ve demokrasi içinde siyasi seçenekler giderek yok olmaktadır. Her iki tarafın şahinleri bu işi giderek körüklemektedir.

Özeleştiriye, sorunları barışçıl bir biçimde çözmeye yanaşmıyoruz. Olaya bakış açımız Osmanlılar’dan gelen bir alışkanlıkla, “öldürürüz, çökertiriz” biçiminde oluyor. Ancak bugüne dek dağdaki PKK’lıları öldüre öldüre bitiremedik.

Güneydoğu’daki insanlar kıskaç arasında yaşıyor. Bir yandan PKK, öte yandan devletin güvenlik güçleri. O yörede yaşayan insanlar neler söylüyor?

“Burada devlet gündüz var, gece yok…”

Soruyorlar:

“Gece kim var”

Yanıt:

“Pe Ke Ke…”

Kim söylüyor bunları?

Kars’ta devlet hizmetinde çalışan bir yurttaş. PKK’dan “işini bırak” tehdidi almış.

TV’de geçenlerde izledim.

Yine Batman’dan bir genç TV’ye konuşuyor.

“Bizim işimiz Allah’a kalmış…”

Mehmet Sincar’ın katilinin ya da katillerinin yakalanmadığı kesin. Devletin istihbarat birimleri katili bulamıyor, ama Nizamettin Toğuç’un günlüğünü buluyor.

Böylece, bir tartışma başlıyor.

“Hainler Apo ile ilişki kurmuş…”

“Yok canım öyle mi olmuş… İyi olmuş… Öldüreceksin her birini…”

“Baksana tabutu Türk bayrağına sardırmıyorlar… TBMM’de tören de yaptırmıyorlar…”

“Ama devletten 48 milyon lira aylık almasını biliyorlar, parasız lojmanda oturuyorlar…”

Ne demiştik?

Kısır bir döngüdeyiz. Sevmeyi, sevilmeyi unutmuşuz.

Oysa ortada bir gerçek var:

Bu topraklarda yüzlerce yıl birlikte yaşadık, barış içinde. Acıda, sevinçte birlikte olduk. Kurtuluş Savaşı’nda bu topraklar için can verdik.

Niye bu kan, bu ateş niye?

Çok mu zor birbirimizi sevmek?

Cebimizde Türkiye Cumhuriyeti pasaportu, dokunulmazlığımız, uçaklarda VİP’ten geçme rahatlığımız, hastanelerde ücretsiz tedavi olanağımız.

Ama devlete karşıyız, devleti hiç sevmiyoruz…

Birbirimize kurşun sıkarsak rahatlıyoruz, kan akarsa özgürlüğe yürüdüğümüzü sanıyoruz.

Giderek kötüleşiyor her şey…

Farkında mıyız?

Önceki gece bir konvoy geçti kapımızın önünden.

Gençler çığlık çığlığaydı:

En büyük asker bizim asker…

Dün sabah bir okur telefon etti…

Dedi ki:

“Bırakın Kürt şovenistleriyle, Türk şovenistleri dağa çıksınlar. Ama bizi bıraksınlar ki Türkler ve Kürtler kardeşçe yaşasın…”

Gerçekten zor mu kardeşçe yaşamak?

Zor mu?

Cumhuriyet Gazetesi, Hikmet Çetinkaya, 08 Eylül 1993