Başta Yaşar Kaya olmak üzere DEP’in önde gelen kişileri Sincar’ın öldürülmesinin hemen ardından Demirel’i suçlama kampanyasına başlıyorlar. Hemen hepsi “Demirel, Meclis konuşması ile bizi hedef gösterdi” diyorlar. Demirel ise “Görevim dengeyi korumaktır. Vatan toprağında her gün asker ölüyor, kimse buna sempatiyle bakamaz” diyor. Devlet cinayeti aydınlatmak için elinden geleni yapmalıdır. Ancak DEP’liler de artık PKK örgütüne eleştirel bakmayı öğrenmelidir.
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel üç telefon görüşmesi yapıyor. Önce OHAL Valisi Ünal Erkanla görüşüyor. Olay hakkında bilgi alıyor. Daha sonra Başbakan Tansu Çiller’le görüşüyor. Çiller o sırada tereddütte. Aralarında şu konuşma geçiyor;
Çiller: Bakanlar Kurulunu toplantıya çağırmayı düşünüyorum.
Demirel: Hemen toplasan iyi olur. Bu cinayet sınırları aşan bir olay.
Cumhurbaşkanı daha sonra DEP milletvekili Mahmut Alınak’la konuşuyor. Demirel olayla yakından ilgilendiğini söylüyor. Hemen ardında da olayda hayatını kaybeden Mehmet Sincar’ın ailesini arayarak başsağlığı diliyor. Dünde yaralı milletvekilini arayarak konuşuyor.
Bütün bunları şundan aktarıyorum; DEP Genel Başkanı Yaşar Kaya ve öteki DEP’liler “Bizi Demirel hedef gösterdi” şeklindeki suçlamaları gerçeği yansıtmıyor. Böyle suçlamalar olayı saptırmaktan başka bir işe yaramıyor.
Failleri derhal bulun!
Olayın bir başka boyutu daha var. Başbakan Tansu Çiller’in verdiği ilk talimat şu oluyor: “Failleri derhal bulun!”
Şimdi daha samimi kanaatimi söyleyeyim. Dün olayın duyulduğu andan itibaren devletin 7 yetkilisi ile konuştum. Hepsi de olayın hemen aydınlatılması için son derece samimi bir gayret içindeydi.
Biz aynı samimiyeti DEP’den de bekliyoruz. Bu alçakça saldırının aydınlatılması için, onlar da önyargıları ve siyasi hesapları bir kenara bırakarak, aynı samimiyet içinde olmalıdır.
Kimse bu olayı, dar siyasi hesaplarla istismar etmeye kalkmamalıdır.
DEP’ten beklenen
Ama ne yazık ki DEP yetkilileri daha önceki akşamdan itibaren, tam bir ağızbirliği içinde başta Demirel olmak üzere Türk devletinin önde gelen isimlerine saldırıyorlar.
Dün bu olayın arkasından Cumhurbaşkanı Demirel ile konuşuyorum. Net bir ifade ile şunları söylüyor:
“Benim görevim dengeyi korumaktır. Vatan topraklarında her gün asker ölüyor. Buna kimse sempati ile bakamaz”
Demirel, DEP milletvekillerinden şunu bekliyor: “Biz PKK’nın sivil uzantısı değiliz demelidirler. Bunu yapmıyorlar.”
Olayın geldiği bu noktada, acaba DEP’liler şimdi bunu söyleyebilecek mi? Korkarım hayır. Tam aksine PKK ile bağlantılarını daha da açık hale getirecekler.
Çünkü bu olay tırmandıkça, kamplar daha da belirginleşiyor. Kamplar belirgin hale geldikçe, mesele daha fazla uluslararası hale geliyor. Bu da, Türkiye içinde bazı kişileri daha cesaretlendiriyor, örgütü daha kolay savunulur hale geliyorlar.
İşte, Türkiye’nin kırması gereken kısır döngü budur.
Kürt tezlerine göre, olay uluslararası planda kuvvetlendikçe, “Davayı kazanmak daha kolaylaşıyor.” Şimdi soralım, acaba gerçekten kolaylaşıyor mu?
Bu kadar basit olsaydı, Bosna ve Karabağ meselesinin kolayca çözülmüş olması gerekirdi.
Tam aksine günümüzdeki gidiş, azınlıkların lehine değil, aleyhinedir. Çünkü AGİK ve BM Güvenlik Konseyi gibi kurumlar, dünyanın en önemli sorunlarında çözüm sağlayıcı hiçbir etkinlik gösteremediler.
AGİK’in iflası
Avrupa’nın göbeğinde Bosna dramı devam ediyor ve dünyanın en büyük demokratik ideaları burada hiçbir işe yaramıyor. Ne AGİK, ne BM, Ermeni saldırılarını durdurabiliyor. Kısaca dünyada demokratik düzeni koruyucu ve istikrarı sağlayıcı iki uluslararası kurum neredeyse iflas noktasına geliyor.
Şimdi bu gidiş, dünyadaki azınlıkların lehine midir? Almanya’nın bir stadyumda 30-40 bin kişilik bir gösteriye izin vermesine bakıp, “Bakın hedefimize ulaşıyoruz” diyebilir misiniz? Böyle diyenlere gösterilecek en yakın örnek Bosna’dır.
Ne yazık ki Bosna ve Karabağ çok kötü iki örnek olarak dünyanın hafızasına kaydediliyor. Ne yazık ki herkese, “Kendi Boşnağını temizleme” duygusunu verecek son derece kötü bir örnek, gözlerimizin önünde giderek büyüyor.
Evet, DEP Milletvekili Mehmet Sincar’ın bir cinayete kurban gitmesi üzerinde dikkatle düşünmeliyiz. Türkiye’nin Kürt meselesinin çözümü, kendi iç dinamiğinde yatıyor.
Çözüm içeride yatıyor
Bu olayı uluslararası platforma çekmek istedikçe, Türk halkının olaya bakışı soğuyor. Bu sorunu dışarıya şikayet ettikçe, dışarıda Türkiye’yi aşağıladıkça sorunun çözümü güçleşiyor. Çünkü psikolojik duvarlar yükseliyor.
Bu meseleyi kendi içimizde, mümkün olan en insani biçimde, mümkün olan en demokratik yolla çözmeliyiz. Bu sorunu demokratik yoldan çözen, Türklerle Kürtleri gerçek bir mutluluk mozaiği içinde yan yana yaşatabilen bir Türkiye, Avrupa’nın en güçlü ülkelerinden biri olacaktır.
Ama bunun için herkesin böyle alçakça cinayetleri istismar etmekten kaçınıp, gerçek bir çözüme samimi olarak katkıda bulunması gerekir.
Bu olay, herkesin samimiyetini göstermesi için bir turnosol kağıdı gibidir. Devlet var gücü ile bu cinayeti aydınlatmaya çalışmalı, DEP’liler de olayın hemen ardından başladıkları mantıksız ve kışkırtıcı suçlamalardan kaçınmalıdır.
Hürriyet Gazetesi, Ertuğrul Özkök, 06 Eylül 1993









